Avrupa Tarihinin 10 Büyük Yalanı

Yazar : admin on Nisan 29th, 2008 | Kategori Genel Kültür

Cemil Meriç, “Kartaca’nın tarihini Roma’dan dinledik” diye yazmıştı.

Roma karşısında mağlup olan ve bütün izleri silinen bu Afrikalı devlet, tarihini anlatacak bir Kartacalı çıkıncaya kadar sessizliğini koruyacak muhtemelen.

Avrupa’nın Kartaca’sı olan Osmanlı tarihini de Avrupa merkezli bir bakışla okuyup okutmuyor muyuz? Biz de Osmanlı’nın tarihini Avrupa’dan dinleyenler safında değil miyiz?

Osmanlı tarihini ‘Viyana’ya gittik, Viyana’dan döndük’ şablonuna sıkıştırarak anlatma hastalığımızdan belli değil mi bu? Devamını Oku »

RAKIM EL KUTLU

Yazar : admin on Nisan 29th, 2008 | Kategori Genel Kültür

Rakım Elkutlu 1869 yılında İzmir’de doğdu. Babası İzmir’in tanınmış ailelerinden Hisar Câmii imam ve hatîbi Şuayib Efendi, annesi Sıdıka Hanım’dır.
Rakım Hoca dinî ve dindışı mûsikîmizin Âyin, Durak, İlâhi, Kâr, Beste, Semâi ve Şarkı formunda dört yüz elliye yakın eser vermiştir. Bazı eserlerini de o günlerin zevk ve sanat anlayışına göre bestelemiştir. Bunlardan Şehnaz”Sakîyâ mey sun ki. “, Uşşak “Ey keman ebrû. . . “, Hisar-Aşiran “Ol nihal-i bağ-ı eda. “, Karcığar”Nâz olur dembeste. . . “, güfteli dört Beste ile “Bilmem kime yâhud neye uyduk. . . “, Rast Nakışı ile “O şûha sad safâ. . . “güfteli Hüseyni Kâr’ı büyük formdaki eserlerinin bazılarıdır.

Tanburî Ali Efendi’den sonra İzmir’de mûsikîmizi tanıtan ve mûsikîden anlayan bir çevrenin oluşmasına yardımcı olan 20. yüzyılın en dikkate değer bestekârlarındandır. Son derece esprili bir kişiliği olan Rakım Hoca’ya bir gün, o zamanki değerine göre, ikiyüz bin lirası olursa ne yapacağını sormuşlar, “İlhamım kaçardı”demiş. Öğrencisi bestekâr Hüseyin Mayadağ bir Fransız yazarının “Ne zaman Ankara Radyosu’nu açsam bir kadın ağlar” dediğini nakletmiş; Devamını Oku »

Güzel Türkçe’mizden İlginç Deyimler

Yazar : admin on Nisan 5th, 2008 | Kategori Genel Kültür

Ata nal çakıldığını görmüş, kurbağa ayağını uzatmış:   Olur olmaz her şeye özenmek.
 
-Aşağı mahalle senin, yukarı mahalle senin:   Başıboş gezmek.
 
-Armudun sapı, üzümün çöpü:   Her şeyde bir kusur bulmak.
 
-Akıl akıl, gel çengele takıl:   Bir şeyi söyleyememek.
 
-Ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz:   İşini iyi yapmak.
 
-Adam oluncaya kadar dokuz fırın ekmek ister:   Çok uğraşmak.
 
-Abacı, kebeci; ya sen neci:   Kim olduğu belirsiz kişi.
 
-Acem kılıcı gibi iki taraflı kesmek:   Kararsız, çift taraflı davranmak.
 
-At çalındıktan sonra ahırın kapısını kapatmak:   İş işten geçtikten sonra tedbir almak.
 
-At izi it izine karışmak:   Değerli ile değersiz kişilerin karışması.
 
-Ayasofya’da dilenip Sultanahmet’te sadaka vermek:   Muhtaçken gösteriş yapmak.
 
-Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur:   Yerinde saymak.
 
-Bir abam var atarım, nerde olsa yatarım:   Rahatlık, beğenirlik.
 
-Bir dalda dokuz ceviz görmeyince taş atmamak:   Kazancı az olan işlerle ilgilenmemek.
 
-Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek:   Olanaksızlıklar içinde büyük hayal kurmak.
 
-Çoban aldı bağa gitti, kurt aldı dağa gitti:   Kazancının faydasını görmemek.
 
-Dün cin olmuş, bugün adam çarpıyor:   Hile yapmak, kendini bir şey sanmak.
 
-Eğri düzü beğenmez, bu da bizi beğenmez:   Yanlış kişin doğruyu beğenmemesi.
 
-Ele verir talkını, kendi yutar salkımı:   Kendi söylediğini kendisi yapmamak.
 
-Haram helal ver Allah’ım, garip kulum yer Allah’ım:   Kazanç olsun, nasıl olursa olsun.
 
-İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: Ne yapacağını bilememek, şaşkınlık.
 
-Kafa büyük, içi boş; tut kulağından çifte koş: Kalıbına uymayan işler yapmak, saflık.
 
-Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz: Beklentilerinden çok kazanmak.
 
-Senin aradığın kantar, Bursa’da kestane tartar: Senin yöntemin işe yaramaz.
 
-Tıngır elek, tıngır saç; elim hamur, karnım aç: Muhtaç olmak.
 
-Topal eşekle kervana karışmak: Ehli olmayanlarla iş yapmak.
 
-Yağmur yağsa yaş görmez, dolu yağsa taş görmez: Çok şanslı olmak.
 
-Yılanı sen tut, gözüne ben bakayım: Risk almamak.
 
                                                                 Derleyen: Hüseyin İLHAN

Dünya dillerinde Türkçe sözcükler varmış.

Yazar : admin on Nisan 1st, 2008 | Kategori Genel Kültür

Dilimize giren yabancı kelimelerin yanında yok sayılabilir ama bi kac tane de olsa dedelerimiz sokmus bazı diger dillere. Artık heralde ilk once onLarın ananelerine ogretmislerdir.diger dillerdeki Türkçe kelimelerden bazıları:Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var?

Türk Dil Kurumu (TDK), yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe’den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi.

TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın, kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç’ın yürüttüğü çalışmada, bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe’nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve delillerıyla ortaya konulduğunu belirtti.

Akalın, yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu, Türkçe’den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı. Türkçe’den Ermenice’ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra, Türkoloji’de Ermeni Kıpçakça’sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz’in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe’ye dayandığını ifade eden Akalın, şunları kaydetti:

”Bugün Ermenice’de, gerek Türkiye Türkçesi’nden gerek Azerbaycan Türkçesi’nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16′dır.”

HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR?

Akalın, yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca’ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak, ”Macarca’dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi’nde Rusça alıntı 38 iken, Rusça’daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500′dür. Bütün bunlar Türkçe’nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor” diye konuştu.

Akalın, Çince’de 307, Farsça’da yaklaşık 3 bin, Urduca’da 227, Arapça’da yaklaşık 2 bin, Ukraynaca’da 747, Ermenice’de 4 bin 262, Fince’de 118, Rumence’de yaklaşık 3 bin, Bulgarca’da yaklaşık 3 bin 500, Sırpça’da 8 bin 742, Çekçe’de 248, İtalyanca’da 146, Arnavutça’da yaklaşık 3 bin, İngilizce’de 470, Almanca’da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı.
Akanın, ”Listeden anlaşılacağı gibi, bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür” dedi.

TÜRKÇE’NİN ÇEKİM GÜCÜ

Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın, ”Bunun için de bilimde, teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi, sanatımızı, edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe’nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır” dedi.

Akalın, Türkçe’nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ”Türkçe Verintiler Sözlüğü” adlı eserde yayımlanacağını kaydetti.

ÖRNEKLER

Akalın, Türkçe’nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

”Türkçe, başka dillerden sözcükler aldı, ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa, (çakmak, çatmak, kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe’den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe’den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.” Akalın, ”Açık, ada, bacanak, bağlama, çakal, çanak, damga, dolma, düğme, gemi, kapak, kayık, kazan, ocak, sağrı, sayı, sarma, toka” gibi kelimelerin Türkçe’nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti.

Akalın, Türkçe’deki ”açık” sözünün Farsça’da ”açig” (ağaçsız ve açık yer, alan), Ermenice’de ”açik, açiklik” (kır, ova, açıklık yer) Macarca’da ”açsik” (üzeri açık deniz taşıtı, sandal), Rumence’de ”acic” ve ”ustuacic” (açık, üstü örtülü olmayan), Bulgarca’da ”açik” (açık) olarak kullanıldığını bildirdi.

Akalın, ”Bacanak” kelimesinin Türkçe’deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca’da ”bacanakis”, Sırpça’da ”bazanak”, Arnavutça’da ”baxhanak” biçimlerinde kullanıldığını belirtti.

Akalın, Türkçe’deki ”Bilene bir, bilmeyene bin” deyiminin, Ermenice’de ”Bilana bir, bilmiyana bin”, ”Düşmanın gözü kör olsun” deyiminin ise ”Dyuşmanı gyozi gyor olsun” şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.

1971′den bugüne e-posta nasıl bugüne geldi hadi öğrenelim

Yazar : admin on Mart 28th, 2008 | Kategori Genel Kültür

Gerçekten güzel bir bilgi arkadaşlar okudum çok şaşırdım sizinde beğeneceğinizi düşündüm ve ekledim iyi okumalar dilerim hepinize

1971′den bugüne e-posta   
chip.com.tr
E-posta’nın mimarı konuştu: “Bu teknolojiyi oluştururken “spam” diye bir şeyin olabileceğini düşünmemiştim”.Ray Tomlinson, gönderilen ilk e-posta’nın içeriğini hatırlamıyor. Ancak içeriğinde önemli bir şey olmadığını söylüyor.Her ne olursa olsun, sonuç itibariyle 1971 yılının bir sonbahar akşamında, Tomlinson’un geliştirdiği “Send Message” programıyla bir metre mesafedeki komşu bilgisayara mesaj atması, e-postanın da doğumunu müjdelemiş oldu.Zaman geçtikçe, e-posta dünyada en sık ve çok kullanılan iletişim platformlarından biri haline geldi. Bu anlamda e-posta servisi bulunan Yahoo! ve Hotmail gibi adreslerde bir günde 3 milyar tane mesaj gönderildiği tahmin ediliyor.Ancak e-posta’nın yaygınlaşmasıyla, belki yılda 52 saatimizi sırf onları silmek için harcadığımız spam (yığın) e-posta tehditleri de artmaya başladı. Bazı siber suçluların en büyük silahı artık e-posta ve bu yolla sayısız insana her gün zarar veriliyor.BBN Technologies şirketinde çalışan 69 yaşındaki Tomlinson bu konuda şunları söylüyor: “Önceden e-posta kullanan insanların sayısı 500 ila 1.000 arasındaydı. Spam alıyorsanız eğer, en azından bu spam postayı kimin attığını anlamanız zor olmazdı ve onlara bu yaptığının doğru bir şey olmadığını söyleyebilirdiniz”.Tomlinson, kendini bu konuda suçlu hissetmiyor: “Spam gerçekten bir problem, ama o zamanlar ben böyle bir tehlikeyi öngöremezdim. Şimdi ise e-posta artık bir araç halini aldı, kimisi iyiye kullanıyor, kimisi ise kötü amaçlı. Eğer bir bilgisayarla dünyaya virüs yaymak istiyorsanız, e-posta böyle bir amacı gerçekleştirmek için bulunmaz bir araç gibi görünebilir”.

Spam (Yığın) e-posta nedir ?
İnternet üzerinde aynı mesajın yüksek sayıdaki kopyasının, bu tip bir mesaji alma talebinde bulunmamış kişilere, zorlayıcı nitelikte gönderilmesi Spam olarak adlandırılır. Spam çoğunlukla ticari reklam niteliğinde olup, bu reklamlar sıklıkla güvenilmeyen ürünlerin, çabuk zengin olma kampanyalarının, yarı yasal servislerin duyurulması amacına yöneliktir. Spam gönderici açısından çok küçük bir harcama ile gerçekleştirilebilirken mali yük büyük ölçüde mesajin alıcıları veya taşıyıcı, servis sağlayıcı kurumlar tarafından karşılanmak zorunda kalınır.

Spam gibi tehditler hiç öngörülmemiş
Tomlinson, 1971′de ilk e-postasını 1 metre ötedeki komşu bilgisayara göndermişti. Tomlinson, bundan yıllar önce Amerika Birleşik Devletleri Savunma Departmanı’yla ARPANET isimli bir network’ün içinde yer alıyordu. Bir zaman sonra kişileri bilgisayarından ya da network’ünden ayrı değerlendirebilmek için bir yol buldu: @ sembolüZamanla e-posta programlarıyla mesajlar silinebilir, iletilebilir ve klasörlere ayrılabilir hale geldi. Bu sayede e-posta’nın dünyada yayılışı daha da hızlandı.Tomlinson, Mozilla’nın geliştirdiği Thunderbird uygulamasını kullandığını belirtiyor. Fakat bunun yanında Gmail hesabının da olduğunu sözlerine ekliyor.Tomlinson, Outlook yazılımını sadece bir kez kullanmış, o da zorunda kaldığı için… “Açıkçası Outlook bana çekici gelmiyordu. Çünkü bu uygulama sisteme pek çok virüs taşıyordu” diyor.Tomlinson’ın yaptığı hesaba göre günde en az 12 defa e-posta gönderiyor ve yine en az 40 tane de mesaj okuyor. Tomlinson “son zamanlarda gittikçe yaygınlaşan sosyal ağlar ve hızlı mesajlaşma yazılımlarının e-posta’ya bir etkisi olabilir mi” sorusuna şöyle cevap veriyor: “E-posta her zaman gerekli olacaktır, sonuçta hızlı mesajlaşmaların alanı farklı, e-posta farklı. E-posta attığınızda karşıdaki bu mesajı er ya da geç okuyacaktır, hemen cevap beklemezsiniz. Anlık mesajlaşmalarda ise durum daha farklıdır”.

Sayılarla e-posta
170 milyar: Her gün dünya genelinde gönderilen e-posta sayısı.
2 milyon: Her saniye gönderilen e-posta sayısı.
49 dakika: Bir ofiste her gün e-posta ile geçirilen süre.
30-40: Çalışanların bir saatte e-posta’larını kontrol etme sayısı.

eXTReMe Tracker
| Site Map